YAZILAR

Değişim
Kökümüz sağlam, ufkumuz açık olsun!

DEĞİŞİM

Kökümüz sağlam, ufkumuz açık olsun!

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir…

Lugattan başlayalım…

Değişim: Bir durumdan başka bir duruma geçme, farklılaşma.
Tahavvül: Hâlden hâle geçiş, dönüşme.
Teceddüt: Yenilenme, tazelenme.
Tekâmül: Olgunlaşma, gelişme, yetkinleşme.
Islah: Düzeltme, iyileştirme.

Kelimeler birbirine yakın; fakat söyledikleri aynı değil. Her değişim yenilenme, her yenilenme de olgunlaşma değildir. Meyve olgunlaşınca da değişir, çürüyünce de…

Demek ki yalnızca “Değişiyor muyuz?” diye sormak yetmiyor.

“Nereye doğru değişiyoruz?”

Sevgili dostlar,

Takvim değişiyor, mevsim değişiyor, çocuklarımız değişiyor. Bir zamanlar elimizden tutarak yürüyen evladımız, bir gün kendi yolunu seçmek istiyor. Dün sınıfta parmak kaldırmaya çekinen öğrencimiz, bugün düşüncesini savunuyor.

Biz de değişiyoruz elbette. Saçlarımızın rengi, gözlüklerimizin numarası, merdivenlerle aramızdaki ilişki…

Fakat insanın yaş almasıyla olgunlaşması her zaman aynı hızda ilerlemiyor.

Takvim vazifesini yapıyor; ama mesele, bizim kendi vazifemizi yapıp yapmadığımız.

Değişimin ilk adresi: Kendimiz

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruluyor:

“Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez.”
  (Ra‘d, 13/11)

Ayet, toplumun ahlâkî durumu ile içinde bulunduğu şartlar arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor. Bize de kendi sorumluluğumuzu düşünme kapısı açıyor. Ancak bunu, sıkıntı yaşayan herkesi suçlayan bir cümleye çevirmemek gerekir; haksızlıklar ve insanın elinde olmayan şartlar da vardır.

Biz eğitim açısından kendimize bakalım:

Öğrencinin dikkatini istiyoruz; onu ne kadar dikkatle dinliyoruz?

Çocuğun kitap okumasını istiyoruz; evde bizi kitapla ne kadar görüyor?

Öğretmenin kendini geliştirmesini istiyoruz; yönetici olarak eleştiriyi ne kadar kabul ediyoruz?

Herkesin değişmesini bekleyip kendimizi muaf tutarsak, değişimin kapısında uzun süre bekleriz.

“Bu çocuk hiç değişmiyor!” diyoruz.

Peki, bizim o çocukla konuşma biçimimiz değişiyor mu?

Aynı öğüt, aynı ses tonu, aynı kıyaslama… Sonra farklı sonuç bekliyoruz. Bazen çocuğa yeni bir nasihatten önce, bizim yeni bir yaklaşımımıza ihtiyaç var.

Eğitimde değişim, yetişkinin de öğrenmeye razı olmasıyla başlar.

Etiketlemek doğru değildir

“Bu öğrenci tembel.”

“Bunun matematiği yok.”

“Bu çocuk adam olmaz.”

Bunlar ağır cümleler. Üstelik geleceği bildiğimizi varsayıyorlar.

Öğretmenlik başka, geleceği okumak başka bir iş!

Çocuğun bugün zorlanması, yarın öğrenemeyeceği anlamına gelmez. Bazen bilgi eksiği vardır, bazen korkusu, bazen de nasıl çalışacağını bilmiyordur.

“Yapamıyorsun” yerine “Nerede zorlanıyorsun?” diye sormak, eğitimde önemli bir değişimdir.

Çünkü ilk cümle hüküm verir; ikinci cümle yardımın yolunu açar.

Bir eğitimci olarak vazifemiz, çocuğu geçmişteki hatasına sabitlemek değil; gelişebileceği şartları hazırlamaktır. Bunun için beklenti de gerekir, sabır da, takip de…

Sevgiyle sorumluluk birbirinin rakibi değildir. Çocuğa güvenmek, onu kendi hâline bırakmak demek değildir.

Sınıftan bir hikâye

Bir öğrenci her sabah derse geç geliyor. Öğretmeni de her sabah aynı soruyu soruyor:

— Yine mi geç kaldın?

Çocuk başını eğiyor. Ertesi gün aynı sahne tekrarlanıyor.

Bir sabah öğretmen sorusunu değiştiriyor:

— Sabahları zamanında gelmeni zorlaştıran ne?

Çocuk, annesi işe erken gittiği için küçük kardeşini hazırladığını anlatıyor.

Öğretmen durumu aileyle görüşüyor; birlikte bir düzen kuruyorlar. Çocuğun sorumluluğu da hatırlatılıyor, yaşadığı güçlük de dikkate alınıyor.

Bu  hikâyede ilk değişen şey öğrencinin saati değil, öğretmenin sorusu.

Bazen bir çocuğun hayatında açılacak kapının anahtarı, doğru sorudur.

Bir cana dokunmak, bazen bir cümleyi değiştirmekle başlar.

 

Bilim ne diyor: Karardan alışkanlığa

“Pazartesi başlıyorum!”

Bu cümleyi hepimiz severiz. Pazartesinin haberi olmasa da ona büyük sorumluluklar yükleriz.

Fakat karar vermekle alışkanlık kazanmak aynı şey değildir.

Phillippa Lally ve arkadaşlarının 2010’da yayımlanan araştırmasında, gönüllüler belirli bir davranışı aynı bağlamda günlük olarak tekrarladılar. Davranışın alışkanlık hâline gelme süresi kişilere göre büyük farklılık gösterdi; modelle tahmin edilen süreler 18 ile 254 gün arasında değişti. Araştırma, “Herkes 21 günde değişir” gibi kesin bir formülü desteklemiyor.  

Buradan eğitim için çıkarabileceğimiz ders açık:

Çocuğa yalnızca “Düzenli çalış!” demek yerine, düzenin nasıl kurulacağını göstermek gerekiyor.

“Akşam yemeğinden sonra masama oturup on dakika tekrar yapacağım.”

“Derse başlamadan önce telefonumu başka odada bırakacağım.”

“Her gün okuduğum iki sayfanın ardından bir cümlelik not yazacağım.”

Bunlar küçük görünebilir. Fakat sürdürülebilen küçük adımlar, yalnızca heyecanla kurulmuş büyük planlardan daha işe yarayabilir.

Peygamber Efendimiz de şöyle buyuruyor:

“Allah’a en sevimli amel, az da olsa devamlı olanıdır.”
  (Buhârî, Rikāk, 6464)

Hadis ibadette ve iyilikte devamlılığı öğütlüyor. Eğitim hayatımız için de burada kıymetli bir istikrar dersi var.

Bir gün beş saat çalışıp beş gün masaya uğramamak yerine, gücümüze uygun bir düzen kurmak…

Bir akşam çocuğumuzla uzun uzun konuşup sonraki hafta yüzüne bakmamak yerine, her gün onu gerçekten dinlemek…

Değişim, çoğu zaman gösterişli başlangıçlardan çok sessiz devamlılıkla büyüyor.

Tasavvufun aynasında değişim

Tasavvufun bize hatırlattığı önemli meselelerden biri, insanın kendi nefsine bakabilmesidir.

Başkalarının kusurunu görmek kolaydır. Kendi kusurumuzu kabul etmek ise biraz cesaret ister.

İnsan kendine sormalı:

“Bugün kimi incittim?”

“Nerede haklı çıkmayı, anlamaya tercih ettim?”

“Hangi hatamı alışkanlık diye savunuyorum?”

Tevbe de bir dönüş iradesidir: Yanlışı fark etmek, pişman olmak ve davranışı düzeltmeye yönelmek.

Öğretmenin öğrencisinden özür dilemesi bu yüzden kıymetlidir.

“Dün sana haksızlık ettim” diyebilen öğretmen, otoritesinden bir şey kaybetmez; öğrencisine hatayla nasıl yüzleşileceğini gösterir.

Çocuk, o gün ders kitabında yazmayan bir şey öğrenir:

İnsan hata yapabilir; fakat hatasının arkasına saklanmak zorunda değildir.

Esmâü’l-Hüsnâ: El-Hâdî

Değişim konusuyla ilişkilendirebileceğimiz isimlerden biri El-Hâdî’dir: Yol gösteren, doğru yola ileten.

Çünkü hareket etmek kadar, yönümüzü bilmek de önemlidir. Hac suresinin 54. ayetinde Allah’ın iman edenleri doğru yola ilettiği bildirilir. El-Hâdî ismi de bu ilâhî rehberliği ifade eder.  

Bu ismin insandaki yansımasını, insanın ilâhî bir güç kazanması şeklinde değil; rehberliğin ahlâkını taşıması olarak düşünebiliriz.

Öğretmenin bilgisini öğrencisinin önünü açmak için kullanması…

Velinin çocuğuna seçenekleri ve sonuçları göstermesi…

Yöneticinin çalışanına yalnızca eksiklerini söylemeyip gelişme yolunu da göstermesi…

Bir öğrencinin arkadaşına doğruyu sabırla anlatması…

Bunlar, bu isimden alabileceğimiz eğitim dersleridir.

Rehberlik, herkesin hayatını kendi kalıbımıza sokmak değildir. Çocuğun kabiliyetini tanımasına, doğruyu ayırt etmesine ve sorumluluk almasına yardım etmektir.

Değişirken emaneti korumak

Ömer b. Abdülazîz döneminde hadislerin resmî olarak derlenmesi için çalışmalar başlatılmış, Zührî’nin hazırladığı derlemeler çeşitli bölgelere gönderilmiştir. 

Burada eğitim açısından düşündürücü bir örnek var:

Bilgi mirasını korumak için, onu aktarmanın ve kayıt altına almanın yolları geliştiriliyor.

Demek ki geleneğe bağlılık, her şeyi hep aynı biçimde yapmak anlamına gelmiyor. Bazen emaneti korumak için usulü geliştirmek gerekiyor.

Bugün de kitap okuyabilir, yüz yüze sohbet edebilir, dijital araçlardan yararlanabiliriz. Her yönteme aynı soruyu sormalıyız:

“Bu, öğrencinin öğrenmesine ve insan olarak gelişmesine nasıl katkı sağlıyor?”

Yeni olduğu için bir yöntemi hemen benimsemek de, eski olduğu için hemen terk etmek de düşünmenin yerini tutmaz.

Değişirken neyi koruyacağız?

Felsefenin temel sorularından biri şudur: İnsan değişirken onu aynı kişi yapan nedir?

Eğitime dönelim.

Ders araçları değişebilir. Sınıf düzeni değişebilir. Bilgiye erişim yolları değişebilir.

Fakat dürüstlüğün, merhametin, adaletin, emeğin ve sorumluluğun kıymeti sürer.

Kökü olmayan ağaç ilk rüzgârda savrulur. Yeni sürgün vermeyen ağaç da zamanla kurur.

Bu yüzden köklerimizi beslerken yeni dallara yer açmalıyız.

Yunus Emre’nin çok bilinen dizeleri ne güzel söylüyor:

“Her dem yeniden doğarız,
Bizden kim usanası.”  

Yeniden doğmak…

Aynı öğrenciyi dün taktığımız etiketle görmemek. Aynı meseleyi yeniden düşünmek. Bildiğimizi gözden geçirmek. Gerektiğinde “Bunu daha iyi yapabilirim” diyebilmek.

 

Dünden ders, bugünden gayret, yarından umut…

Sevgili dostlar,

Yaygın bir hikmet sözü vardır:

“İki günü eşit olan ziyandadır.”

Bu söz bize her sabah kendimizi başkalarıyla yarıştırmayı değil, kendi hâlimizi gözden geçirmeyi hatırlatıyor.

Dün bilmediğim bir şeyi bugün öğrendim mi?
Dün yaptığım bir hatayı bugün düzelttim mi?
Dün dinlemediğim çocuğumu bugün gerçekten dinledim mi?

Her gün büyük bir başarı kazanamayabiliriz. Bazı günler dinlenmek, toparlanmak, bir yarayı iyileştirmek gerekir. İlerleme, yalnızca daha çok iş yapmak değildir; bazen daha sabırlı olmak, daha iyi anlamak, daha az incitmektir.

Öğretmen için de durum böyledir. Yıllardır aynı konuyu anlatabiliriz; fakat karşımızdaki öğrenciler aynı değildir. Her yeni sınıf, bildiklerimizi yeniden düşünmeye çağırır.

Tecrübe kıymetlidir. Tecrübeyi canlı tutan ise ondan yeni dersler çıkarabilmektir.

Nietzsche’nin değişimi anlatırken kullandığı çarpıcı benzetme de burada akla geliyor:

“Derisini değiştirmeyen yılan ölür.”

Bu sözü insanın düşünce hayatına bir benzetme olarak okuyalım: Bazen büyümemizi engelleyen, eskiden işimize yaradığı hâlde bugün bizi daraltan alışkanlıklarımızdır.

“Ben hep böyle anlatırım.”

“Bizim evde böyle konuşulur.”

“Bu okulda işler hep böyle yürür.”

Peki, bu yöntem hâlâ işe yarıyor mu? Çocuğu geliştiriyor mu? Öğrenmeyi kolaylaştırıyor mu?

Bir zamanlar doğru bulduğumuz bir yaklaşımı yeniden değerlendirmek, geçmişimize ihanet değildir. Emeğimizi daha faydalı hâle getirme gayretidir.

Elbette her yeni fikri hemen benimsemeyelim. Tartalım, deneyelim, sonucuna bakalım. Fakat düşüncelerimizin kapısını da içeriden kilitlemeyelim!

Halk arasında söylenen “Duran su kokar” sözü de durgunluğa karşı bir uyarıdır.

Bunu eğitim için düşündüğümüzde, okumayan, sormayan, paylaşmayan bir zihnin zamanla kendi ezberlerine kapanabileceğini görürüz.

Öğretmenin okuması, yöneticinin dinlemesi, velinin öğrenmesi, öğrencinin merak etmesi… Bunlar eğitim hayatının akışıdır.

Akan suya yeni kaynaklar karışır. Öğrenen insana da yeni bakışlar, yeni sorular, yeni imkânlar…

Tabii hareket etmekle ilerlemek aynı şey değildir. Gün boyu ekranı kaydırıp akşam “Bugün çok yoğun geçti” demek mümkündür. Parmak çalışmıştır; zihnin mesaisi ayrıca sorulmalıdır!

Necip Fazıl’a atfedilen şu söz, meseleyi bir başka yönden düşündürüyor:

“Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.”

Bir eğitimci için tomurcuk ne güzel bir semboldür…

Henüz açılmamış bir kabiliyet. Kendini ifade etmeye çekinen bir öğrenci. İlk hikâyesini yazan bir çocuk. Başarabileceğine yeni yeni inanan bir genç…

Öğretmenin derdi, o tomurcuğun açmasına yardımcı olmaktır.

Ancak her tomurcuk aynı gün açmaz. Her çocuk aynı hızda öğrenmez. Birine zaman, birine güven, birine farklı bir anlatım gerekir.

Bahçıvan, çiçeği erken açsın diye tomurcuğu çekiştirmez.

Biz de çocuğun gelişimini hızlandıracağız diye onu sürekli kıyaslayıp hırpalamayalım. Ortamını hazırlayalım, ihtiyacını anlayalım, emeğini takip edelim.

Eğitim, insanın içinde saklı olan imkânın derdine düşmektir.

Mevlânâ’ya atfedilen, dilimizde çok sevilen sözle devam edelim:

“Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım.”

Dünden ders alalım; bugünün vazifesini de yapalım.

Öğrencinin dün yaptığı hatayı her karşılaşmada önüne koyarsak, ona yeni bir başlangıç için ne kadar yer bırakmış oluruz?

“Sen zaten böylesin” demek yerine, “Bugün daha iyisini denemeye hazır mısın?” diyebiliriz.

Kendimize de aynı fırsatı tanıyalım.

Dün sert konuşmuş olabiliriz; bugün gönül alabiliriz.
Dün okumayı ihmal etmiş olabiliriz; bugün bir sayfa açabiliriz.
Dün yanlış bir yöntem kullanmış olabiliriz; bugün başka bir yol deneyebiliriz.

Yeni şeyler söylemek güzel… Söylediğimiz güzel şeyleri davranışımıza taşımak ise daha güzel.

Bugün sınıfa biraz daha hazırlıklı girelim. Evladımızı biraz daha dikkatle dinleyelim. Bir arkadaşımızın emeğini fark edelim. Bir hatamızı düzeltelim.

Değişim, böylece bir konuşma konusu olmaktan çıkar; hayatımızda karşılığı olan bir gayrete dönüşür.

 

Kökümüz sağlam, ufkumuz açık; gönlümüz öğrenmeye hazır olsun.

Degisim kaçınılmazdır , gelişim ise bizim tercihlerimizde bağlıdır.

 

Bugün başlayacak bir değişim

Kıymetli eğitim liderleri, önce kendimize bir soru soralım: Kurumumuzda insanların fikirlerini rahatça söyleyebileceği bir iklim var mı?

Değerli öğretmenler, bugün bir öğrencimize cevap yetiştirmeden önce biraz daha kulak verelim.

Sevgili veliler, çocuğumuza “Telefonu bırak!” derken kendi elimizde ne tuttuğumuza da bakalım. Çocukların gözlem gücü, bazen evin internetinden hızlı çalışıyor!

Sevgili gençler, kendiniz hakkında verdiğiniz kesin hükümleri gözden geçirin. “Ben böyleyim” dediğiniz şeyin bir kısmı, değiştirebileceğiniz alışkanlıklar olabilir.

Hepimiz bir küçük adım seçelim.

Daha dikkatli dinlemek.
Daha düzenli okumak.
Daha ölçülü konuşmak.
Bir hatayı düzeltmek.
Bir işi zamanında tamamlamak.

Niyetimizi belirleyelim, samimiyetle başlayalım, gayret gösterelim, uygun usulü bulalım ve istikametimizi ara sıra kontrol edelim.

Çünkü eğitimde değişimin değeri, sonunda bir insanın hayatına ne kattığıyla anlaşılır.

Bir öğrencinin “Ben öğrenebilirim” demesiyle…

Bir öğretmenin “Başka bir yol deneyebilirim” demesiyle…

Bir velinin “Seni dinlemeye hazırım” demesiyle…

Ve bir yöneticinin “Ben de değişmeliyim” diyebilmesiyle…

Allah’ım!

Bize kusurlarımızı görecek basiret, onları düzeltecek cesaret ver. Faydalı yeniliklere açık, emanete sadık insanlar olmayı nasip et.

Öğrencilerimize öğrenme sevinci, öğretmenlerimize hikmet ve sabır, velilerimize anlayış, yöneticilerimize adalet ihsan eyle.

Bizi hayra doğru değişen ve çevresindeki değişime hayırla katkı sunan kullarından eyle.

Âmin.

      Mustafa TEZCAN
İşimiz, gücümüz, derdimiz insan!



Görüntülenme: 5
▪ Yorumlar
Bu konuya yorum yapılmamış. Hemen ilk yorumu siz yapın...
▪ Yorum Yaz
Ad Soyad:
Email:
Konu Puanı:
Yorumunuz:
This Is CAPTCHA Image