YAZILAR

Yapay Zekâ Ve Eğitim
Makine Akıllanırken İnsanlığımızı Kaybetmemek...

 

YAPAY ZEKÂ VE EĞİTİM

Makine Akıllanırken İnsanlığımızı Kaybetmemek

Önce kelimelerin anlamına bakalım…

Zekâ: Anlama, kavrama, düşünme, ilişki kurma ve çözüm üretme kabiliyeti.

Yapay: Tabiî olmayan; insan eliyle meydana getirilen.

Eğitim: İnsanın bilgi, davranış, karakter ve kabiliyetlerinin belli bir istikamet üzere geliştirilmesi.

Teknoloji: Bilginin, insan ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yönteme, araca ve uygulamaya dönüştürülmesi.

Demek ki yapay zekâ; insanın düşünme, öğrenme, yorumlama ve üretme faaliyetlerinin bir kısmını makineler aracılığıyla gerçekleştirme çabasıdır.

Fakat eğitim yalnızca bilgi aktarmak değildir.

Eğitim; insanın aklını aydınlatırken kalbini karartmamak, kabiliyetini geliştirirken karakterini ihmal etmemek, eline imkân verirken vicdanına da istikamet kazandırmaktır.

Çünkü insan yalnızca bilen bir varlık değildir.
İnsan hisseder, inanır, sever, yanılır, pişman olur, dua eder ve sorumluluk taşır.

Makine hesap yapar; insan hesap verir!

 

Silikon Vadisi’nden yükselen çarpıcı ses

Eylül 2026’da teknoloji dünyasının merkezinden sarsıcı bir haber geldi.

27 yaşındaki İngiliz matematikçi ve yapay zekâ araştırmacısı Jacob Coxon, dünyanın önde gelen yapay zekâ şirketlerinden Anthropic’teki görevinden istifa etti. Daha önce OpenAI’da da çalışan Coxon, şirketlerin yeterince sorumlu davranmadığını ve âdeta “hayatlarımızla kumar oynadığını” söyledi.

Paylaşımı kısa sürede 171 milyondan fazla görüntülendi. Mesele yalnız Amerika’da değil, bütün dünyada tartışılmaya başlandı. Yapay zekâ şirketlerinin yöneticileri arasında teknolojinin yavaşlatılması, dış denetime açılması ve güvenlik tedbirlerinin artırılması yönünde çağrılar yükseldi.

Coxon’ın uyarısı, yapay zekânın insanlığı kesin olarak on yıl içinde yok edeceğini gösteren ilmî bir hüküm değildir. Bu, hızlı ve denetimsiz gelişmenin doğurabileceği tehlikeye dair ciddi bir risk değerlendirmesidir. Fakat bir teknolojinin mutfağında çalışan genç bir araştırmacının rahatını, maaşını ve kariyerini bırakarak “Burada dikkat edilmesi gereken bir şey var!” demesi de hafife alınacak bir hadise değildir. 

Eskiler, “Ateş düştüğü yeri yakar.” derdi.

Bugün ateş yalnız düştüğü yeri değil, internet bağlantısı bulunan bütün dünyayı yakabilecek kadar hızlı yayılıyor. Bu sebeple meseleye ne körü körüne hayranlıkla ne de ölçüsüz bir korkuyla yaklaşmalıyız.

Bize lazım olan iki kelime var:

Tedbir ve hikmet…

 

Yapay zekâ bugün nerede?

Yapay zekâ artık yalnızca sorulara cevap veren bir yazılım değildir.

Metin yazabiliyor, tercüme yapabiliyor, resim ve video üretebiliyor, müzik besteleyebiliyor, yazılım geliştirebiliyor, uzun belgeleri özetleyebiliyor, hastalıkların teşhisine yardımcı olabiliyor ve bilimsel araştırmalarda insanlara destek verebiliyor.

Yeni nesil sistemler yalnız “cevap veren” değil; verilen bir hedef doğrultusunda plan yapan, araç kullanan ve bazı işleri adım adım yürüten dijital yardımcılar hâline geliyor.

Fakat şu gerçeği unutmamak gerekir:

Yapay zekâ çok şey söyleyebilir; fakat söylediği her şey doğru değildir.

Bazen bilmediğini söylemek yerine inandırıcı bir yanlış üretebilir. Kaynak uydurabilir, ön yargılı sonuçlar verebilir veya mahrem bilgileri tehlikeye atabilir.

Onun için yapay zekânın verdiği cevap, öğretmenin kırmızı kaleminden, aklın süzgecinden ve vicdanın terazisinden geçmelidir.

Eskiden öğrenciler cevabı bulmak için ansiklopedinin sayfalarını çevirirdi. Şimdi yapay zekâ cevabı birkaç saniyede önümüze koyuyor.

Güzel… Fakat cevabın hızlı gelmesi, öğrenmenin de gerçekleştiği anlamına gelmiyor.

Hazır yemek karnı doyurabilir; ama insanı aşçı yapmaz!

 

Eğitimde teknoloji mi, klasik yöntem mi?

Bu tartışmada iki uç görüş bulunuyor.

Bir taraf, “Teknoloji varsa öğretmene, kitaba ve deftere artık ihtiyaç yok.” diyor.

Diğer taraf ise “Bütün ekranları kapatalım; kara tahtaya, tebeşire ve eski usule dönelim.” diyor.

Bana göre ikisi de eksik…

Çünkü mesele, teknoloji kullanmak veya kullanmamak değildir.
Mesele, teknolojiyi hangi niyetle, hangi usulle ve hangi sınırlar içinde kullandığımızdır.

Kitabın kokusundan vazgeçmemeliyiz.
Kalemle yazmanın, yüz yüze konuşmanın, göz göze gelmenin kıymetini kaybetmemeliyiz.
Fakat çağın imkânlarını da yok saymamalıyız.

Matbaa icat edildiğinde bazı insanlar kitabın ve bilginin değer kaybedeceğini düşündüler. Osmanlı’da İbrahim Müteferrika’nın matbaası 1727’de faaliyete geçtiğinde de tartışmalar yaşandı. Fakat matbaa ilmi yok etmedi; doğru kullanıldığında ilmin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağladı.

Bugün yapay zekâ da bir bakıma çağımızın matbaasıdır.

Matbaa kitabı çoğalttı.
Yapay zekâ cevabı çoğaltıyor.

Fakat cevabın çoğalması, hikmetin çoğalması demek değildir.

İşte öğretmene tam da burada ihtiyaç vardır.

 

Öğretmenin yerini alabilir mi?

Açık ve net konuşalım:

Yapay zekâ bazı öğretmenlik işlerini yapabilir; fakat öğretmenin yerini alamaz.

Ders planı hazırlayabilir ama öğrencinin yüzündeki hüznü fark edemez.
Soru üretebilir ama çocuğun omzuna şefkatle dokunamaz.
Yanlışı gösterebilir ama öğrencinin neden sustuğunu anlayamaz.
Bilgi verebilir ama hâliyle örnek olamaz.
Programlanabilir ama dua edemez.

Bir öğrenci, yıllar sonra öğretmeninin anlattığı bütün konuları unutabilir. Fakat kendisine nasıl davrandığını kolay kolay unutmaz.

Çünkü eğitim, zihinden önce gönülde iz bırakır.

Öğretmen bilgi kaynağı olmaktan çıkarak daha önemli bir vazifeye yönelmelidir: Bilgiyi seçen, doğrulayan, anlamlandıran; çocuğa soru sormayı, şüphe etmeyi, düşünmeyi ve ahlâkî karar vermeyi öğreten bir rehber olmak…

Yapay zekâ öğretmenin rakibi değil, doğru yönetildiğinde yardımcısı olabilir.

Ancak yardımcı direksiyona geçerse, yolculuğun nereye varacağını kimse bilemez!

 

Okulda yapay zekâdan nasıl yararlanabiliriz?

Yapay zekâ okulda şu alanlarda faydalı olabilir:

  • Öğrencinin seviyesine uygun çalışma ve soru hazırlamak,
  • Zor konuları farklı örneklerle açıklamak,
  • Yabancı dil konuşma ve yazma çalışmaları  yapmak,
  • Öğrenme güçlüğü yaşayan öğrenciler için alternatif materyaller üretmek,
  • Öğretmene ders planı, etkinlik ve ölçme araçları hazırlamada zaman kazandırmak,
  • Metinleri sadeleştirmek veya farklı yaş seviyelerine uyarlamak,
  • Öğrencinin yanlışlarını analiz ederek eksik konuları göstermek,
  • Araştırma için başlangıç noktaları ve farklı bakış açıları sunmak.
  • Sunum, deney, ders notları hazırlamak

Fakat üç şartla:

Önce öğrenci düşünecek, sonra yapay zekâya soracak, en sonunda cevabı doğrulayacak.

Formülümüz şu olmalıdır:

İnsan aklı + öğretmen rehberliği + yapay zekâ desteği = Nitelikli öğrenme

Yapay zekâya ödevi yaptırmak öğrenmek değildir. Olsa olsa ödevi dijital bir arkadaşın çantasına koyup sınıfa onunla göndermektir!

Öğretmen sordu:

— Evladım, bu kompozisyonu gerçekten sen mi yazdın?

Öğrenci cevap verdi:

— Hocam, fikir benden çıktı.

— Peki, yazıyı kim yazdı?

— Yapay zekâ…

— Kaynakları kim buldu?

— Yapay zekâ…

— Sen ne yaptın?

— Hocam, “teşekkür ederim” yazdım!

Nezaket güzel şeydir ama diploma için biraz daha fazlası gerekir!

 

Evde eğitimde nasıl kullanılmalı?

Yapay zekâ evde bir özel ders yardımcısı gibi kullanılabilir; fakat çocuğun yerine düşünen bir vekile dönüştürülmemelidir.

Anne babalar çocuklarına yalnız “Ödevini yaptın mı?” diye sormamalıdır. Şunları da sormalıdır:

  • Bu bilgiyi nereden öğrendin?
  • Yapay zekânın cevabını hangi kaynaktan doğruladın?
  • Bu cevaba katılmadığın bir nokta var mı?
  • Sen olsaydın nasıl anlatırdın?
  • Bugün ekrana bakmadan ne okudun, ne yazdın, ne düşündün?

Evde özellikle küçük yaşlarda ekran süresi sınırlandırılmalı; okuma, el yazısı, oyun, hareket, aile sohbeti ve tabiatla temas ihmal edilmemelidir.

Çocuk, dünyayı yalnız ekrandan öğrenemez.

Toprağa dokunmalı, yağmuru görmeli, kuş sesini dinlemeli, arkadaşının yüzündeki sevinci ve hüznü okuyabilmelidir. Çünkü insan beyni bilgiyle gelişir; fakat insan ruhu ilişkiyle olgunlaşır.

 

Bilim ne söylüyor?

Bilimsel araştırmalar bize tek taraflı bir tablo sunmuyor.

Üretken yapay zekâ doğru yapılandırıldığında öğrenmeyi kişiselleştirebiliyor, öğrenciye hızlı geri bildirim verebiliyor ve bazı kavramların anlaşılmasını kolaylaştırabiliyor. Örneğin 165 öğrenciyle gerçekleştirilen bir deneyde, fizik kavramlarını yapay zekâ destekli diyalogla tartışan öğrencilerin son test puanları kontrol grubuna göre ortalama 10,5 puan daha yüksek çıktı. Ancak araştırmacılar, aracın hata yapabileceğinin öğrencilere açıkça söylenmesini ve öğrencinin eleştirel düşünmeye yönlendirilmesini özellikle vurguladı. 

Öte yandan Türkiye’de binden fazla lise öğrencisiyle yürütülen kontrollü bir araştırmada, öğrenciler yapay zekâ kullanırken alıştırmalarda yüzde 48 daha başarılı oldular. Fakat yapay zekâ kaldırılıp öğrenciler kendi başlarına sınava girdiğinde, genel amaçlı yapay zekâ kullanan grubun performansı kontrol grubundan daha düşük kaldı. Sınırlandırılmış ve pedagojik ipuçları veren “öğretmen tipi” sistemde ise bu olumsuzluk önemli ölçüde azaldı.  

Bu sonuç bize şunu söylüyor:

Yapay zekâ ile soruyu çözmek başka, çözmeyi öğrenmek başkadır.

İnsan beyni emek verdiği, hatırlamaya çalıştığı, yanıldığı ve yeniden denediği zaman öğrenir. Psikolojide buna “üretken çaba” denilebilir. Her cevap zahmetsizce önümüze konulduğunda zihnimiz kısa vadede rahatlar; fakat uzun vadede düşünme kaslarımız zayıflayabilir.

Nasıl ki merdiven çıkmamak bacak kaslarını tembelleştirirse, hiç düşünmeden cevap almak da zihni tembelleştirebilir.

OECD’nin PISA araştırmaları, dijital araçların ölçülü ve amaçlı kullanımının faydalı olabildiğini; fakat ders sırasında dijital dikkat dağınıklığının başarıyla olumsuz ilişkili olduğunu gösteriyor.  

UNESCO da üretken yapay zekânın eğitimde insan merkezli, yaşa uygun, güvenli ve mahremiyeti koruyan kurallarla kullanılmasını; öğretmenin ve öğrencinin iradesinin merkeze alınmasını tavsiye ediyor. 

Demek ki bilim bize “Her şeyi yasaklayın.” da demiyor, “Çocukları teknolojiye teslim edin.” de demiyor.

Bilimin söylediği şu:

Doz, amaç, yaş, yöntem ve rehberlik önemlidir.

Su hayat verir; fakat sel olduğunda yıkar.
Ateş ısıtır; fakat kontrolsüz kaldığında yakar.
Teknoloji öğretir; fakat ölçüsüz kullanıldığında insanı kendine bağımlı hâle getirir. Ve zarar verir.

 

İnsan fıtratı ne ister?

İnsan fıtratı yalnız bilgi istemez; anlam ister.

Çocuk yalnız doğru cevabı aramaz; görülmek, duyulmak, takdir edilmek ve ait olmak ister. Eğitimde yüz ifadesi, ses tonu, güven, merhamet ve örneklik en az bilgi kadar önemlidir.

Yapay zekâ, “Seni anlıyorum.” diyebilir.
Fakat anlamak ile anlıyor gibi cevap üretmek aynı şey değildir.

İnsanın kalbi veri tabanı değildir.
Acının algoritması, merhametin yazılımı yoktur.

Tasavvuf bize insanın yalnız akıldan ibaret olmadığını söyler. Akıl yolu gösterir; kalp yürümeye mana kazandırır. İlim insanı kibirlendiriyorsa hikmete dönüşmemiştir. Teknoloji insanı yalnızlaştırıyorsa ilerleme tamamlanmamıştır.

Her yeni imkân karşısında şu soruyu sormalıyız:

Bu araç insanı daha insan mı yapıyor, yoksa insandan bir şeyler mi eksiltiyor?

 

Kur’ân’ın ölçüsü: Oku, düşün, doğrula

Kur’ân-ı Kerîm’in ilk emri şöyledir:

“Yaratan Rabbinin adıyla oku!”
(Alak, 96/1)

Ayet yalnız okumayı değil, Rabbin adıyla okumayı emreder. Yani bilgi; ahlâktan, sorumluluktan ve yaratılış gayesinden koparılmamalıdır.

Bir başka ayette:

“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül; bunların hepsi ondan sorumludur.”
(İsrâ, 17/36)

Bu ayet, bugünün dijital dünyası için ne kadar da güçlü bir ölçüdür!

Her gördüğünü paylaşma.
Her okuduğuna inanma.
Her cevabı doğru kabul etme.
Araştır, karşılaştır, kaynağını sor ve sorumluluğunu unutma.

Peygamber Efendimiz de şöyle buyurur:

“Kim ilim öğrenmek için bir yola girerse Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır.”
(Müslim, Zikir, 39)

Hadiste “ilim yoluna girmek” vardır. Yol ise emek, sabır ve gayret ister. Tek tuşla alınan cevap, bizi yolcu yapmaya yetmez.

 

Esmâü’l-Hüsnâ: El-Alîm ve El-Hakîm

Bu konuyla en fazla ilgili iki güzel isim şunlardır:

El-Alîm: Her şeyi hakkıyla bilen.

El-Hakîm: Her işi hikmet ve yerli yerince yapan.

Allah’ın ilmi sınırsızdır. İnsanın ve makinenin bilgisi ise sınırlı, öğrenilmiş ve muhtaçtır. Yapay zekâ milyarlarca veriyi işleyebilir; fakat kendi varlığının anlamını bilemez.

El-Alîm isminin insandaki tecellisi; öğrenme arzusu, cehaletini fark etme, doğru bilgiyi arama ve bildiğiyle kibirlenmemedir.

El-Hakîm isminin insandaki tecellisi ise bilgiyi doğru yerde, doğru zamanda ve hayırlı amaçlarla kullanabilmektir.

Çünkü her bilgi hikmet değildir.

Atomu parçalamak ilimdir; onu insanlığı yok etmek için kullanmamak hikmettir.
Yapay zekâ geliştirmek ilimdir; onu insanın haysiyetini koruyarak kullanmak hikmettir.

Eğitimde hedefimiz yalnız “bilen çocuklar” değil, bildiğini hayra dönüştüren insanlar yetiştirmektir.

 

Bir öğretmen hikâyesi

Bir öğrenci öğretmenine sormuş:

— Hocam, yapay zekâ her şeyi biliyorsa bize ne gerek var?

Öğretmeni gülümsemiş:

— Evladım, pusula yönü gösterir ama hangi yola niçin gideceğine karar veremez. Yapay zekâ da sana birçok yol gösterebilir; fakat hangi yolun doğru, güzel ve helâl olduğuna sen karar vereceksin.

Sonra tahtaya üç kelime yazmış:

Bilgi – İrade – Vicdan

Ve şöyle demiş:

— Makine sana bilgi verebilir. Fakat iradeni ve vicdanını ona teslim edersen, artık aracı sen kullanmazsın; araç seni kullanmaya başlar.

 

Mehmet Âkif’in asırlık ölçüsü

Mehmet Âkif Ersoy, daha yapay zekâ ortada yokken teknoloji karşısındaki doğru tavrı ne güzel ifade etmiş:

“Alınız ilmini Garb’ın, alınız san’atını;
Veriniz hem de mesainize son sür’atini.”

Âkif teknolojiye karşı değildir. Tembelliğe, taklide ve şahsiyetsizliğe karşıdır.

Bugün de Batı’nın ve dünyanın ilmini, teknolojisini ve yapay zekâ imkânlarını almalıyız. Fakat kendi değerlerimizi, aile yapımızı, dilimizi, merhametimizi ve medeniyet tasavvurumuzu kaybetmeden…

Başkasının teknolojisini kullanırken kendi aklımızı kiraya vermemeliyiz.

 

Eğitim için teklifimiz: Ne teslimiyet ne de yasak

Okullarımızda yapay zekâ kullanımına ilişkin açık bir eğitim politikası oluşturulmalıdır:

  1. Öğrenciler yapay zekânın nasıl çalıştığını ve neden hata yapabildiğini öğrenmelidir.
  2. Yapay zekâyla hazırlanan çalışmalarda kullanım açıkça belirtilmelidir.
  3. Ödevlerde yalnız sonuç değil, düşünme süreci de değerlendirilmelidir.
  4. Öğrenciden sözlü savunma, kaynak gösterme ve kendi cümleleriyle açıklama istenmelidir.
  5. Kişisel veriler ve öğrenci bilgileri gelişigüzel sistemlere yüklenmemelidir.
  6. Yaşa uygun sınırlar konulmalı; küçük çocuklar yetişkin rehberliği olmadan bu sistemlere bırakılmamalıdır.
  7. Kitap okuma, el yazısı, ezber, yüz yüze tartışma, deney, sanat, spor ve tabiatla temas korunmalıdır.
  8. Öğretmenler yasak koymadan önce bu teknolojiyi tanımalı ve doğru kullanım konusunda eğitim almalıdır.

Kısacası:

Yapay zekâyı yasaklamak çözüm değildir.
Yapay zekâya teslim olmak ise hiç çözüm değildir.

Doğru olan; insanın merkezde, öğretmenin rehber, teknolojinin ise hizmetkâr olduğu bir eğitim modelidir.

Son söz

Geleceğin asıl meselesi makinelerin insan gibi düşünüp düşünemeyeceği değildir.

Asıl mesele, insanların düşünmekten vazgeçip vazgeçmeyeceğidir.

Yapay zekâ çocuklarımızın yerine düşünmemeli; onları daha derin düşünmeye sevk etmelidir. Öğretmenin yerini almamalı; öğretmenin çocuğa ayıracağı zamanı artırmalıdır. Aile içindeki sohbeti azaltmamalı; öğrenmeyi zenginleştirmelidir.

Teknoloji sınıfa girebilir; fakat öğretmen sınıftan çıkmamalıdır.
Ekran masada bulunabilir; fakat kitap rafta yalnız bırakılmamalıdır.
Yapay zekâ cevap verebilir; fakat soruları insan sormalıdır.
Makine hız kazandırabilir; fakat istikameti vicdan belirlemelidir.

Çünkü eğitim, insan yetiştirme sanatıdır.

İnsanı unutan bir eğitim, ne kadar teknolojik olursa olsun eksiktir.
Ahlâkı olmayan zekâ tehlikelidir.
Hikmeti olmayan bilgi yüktür.
Merhameti olmayan güç ise felâkettir.

Dua

Allah’ım!

Bize faydalı ilim, doğru anlayış ve hikmetli davranış nasip eyle.
Teknolojiyi insanlığın hayrına kullanabilmeyi lütfeyle.
Çocuklarımızın aklını tembellikten, kalbini yalnızlıktan, iradesini bağımlılıktan muhafaza eyle.

Öğretmenlerimize feraset, ailelerimize basiret, gençlerimize istikamet ver.
Bizi bilginin kibirinden, cehaletin cesaretinden ve teknolojinin esaretinden koru.

Makineleri akıllandırırken insanlığımızı kaybetmeyenlerden;
bilgiyi hikmetle, gücü merhametle ve imkânı sorumlulukla kullananlardan eyle.

Âmin.

          Mustafa TEZCAN 

"İşimiz, gücümüz, derdimiz insan!"

 



Görüntülenme: 43
▪ Yorumlar
Bu konuya yorum yapılmamış. Hemen ilk yorumu siz yapın...
▪ Yorum Yaz
Ad Soyad:
Email:
Konu Puanı:
Yorumunuz:
This Is CAPTCHA Image